Kehanet mi; Yoksa Sadece Bir Fal mı?

Ne varsa şu hayatta merak denen şeyden gelir insanın başına. Tıpkı dün akşam falcı ablanın baktığı kahve falının ardından başıma geldiği gibi.

Evet, dün akşam fal baktırdım; üşenmedim, giyinip çıktım. Karda keyifli ve biraz heyecanlı fal baktırmaya gittim. Güzel bir mekan; Kızılay’daki (Ankara) çarpık çurpuk, seri üretim sözcüklerle insanı yoran falcılar gibi değildi. Hele öyle bir cafe hiç değildi: Fal cafe bile değildi.

Apartman dairesinden bozma bir dükkan gibi görünmesine rağmen sıcacık ve sessiz bir yerdi. Pazar gecesinin etkisi va rmı diye sormama rağmen; aslında uzun zamandır böyle bir yer imiş. Tüm Türkiye‘den ,sadece bilen, insanların geldiği; kapının önünden geçenlerin ise dinlenmek için uğradığı ve eğer durumu fark ederlerse kaderlerinden ne olduğunun söylendiği bir yer.

Birkaç masa ve sandalye, duvarlarda incik boncuklar ile şark havası yaratılmış, modern ve kutu gibi bir yerdi. Arkadaş referansım sağlamdı ve içeride kendimi rahat hissediyordum. Bayan “Kahvenizi nasıl alırdınız?” diye sordu ve cevabım beni tanıyanların da bileceği üzere “Az şekerli lütfen” oldu. Bu sırada gelen geçen 1-2 insan “hoşgeldiniz” diyerek selamlıyor sizi.

Karda Ankara’da dolaşmayı sevenler bilirler: Arada sırada mola ile sıcak bir köşeye sığınmak keyiflidir; insanı uyuşturur ve rahatlatır. Sıcak-soğuk yapmak çoğu zaman güzeldir. Aşk hayatınızın büyük bir bölümünü sarmışken ve içinizi ısıtırken soğuk Ankara sokaklarında hava karlıysa bile yürümek dokunmaz insana.

Konudan çok sapmadan … devam edelim. Kahvemi severek içtim. Sırf bir kahveye verilir miydi o para, diyenler çıkabilir. Lakin kahve güzel olmasaydı insanın içi falın sonuçları ile de cız edebilirdi. Bu risk göze alınarak gidilmişti oraya ama her şey umduğumdan daha güzel gelişti. Hayat bir kez daha beni şaşırttı.

İçerideki idari odaya geçiyorsunuz ve kapı kapanıyor: Müzik sesi ve insanlar dışarıda kalıyor; sizi sıcak kanlı bir bayan karşılıyor. Önce odaya hayret ediyorsunuz. Kırmızı ve lacivert renklerin hakim olduğu, yüksek tavanlı, geniş olduğunu hissettiren, insana “çok geniş bir dünyaya adım attım” dedirten küçük çaplı bir dünyadan başka bir yer değildi: Bunu çıkarken fark ettim.

Tanışma ve biraz sohbet, ardından fincanın soğumasını beklerken: Aslında kahve falına değil, insanın yüzüne bakıldığını öğrendim. Bu beni çok şaşırttı; çünkü oraya giderken yüz ifademi ve bakışlarımı iyi ayarlayayım, diye kendimi şartlıyordum. İlahi bir durum ile karşı karşıya olduğumu düşündüm ve tetikte davranmaya başladım. Kahin, kehanetini üstüme salan bir eda ile beni büyülüyormuş gibi hissettim. Burçlar, tarot falı ya da astrolojik herhangi bir okuma eyleminde daha önce bir şey hissetmemiştim.

Geçmiş 2 senemin bana neler getirdiğini ve götürdüğünü söyledi falcı (adına böyle diyelim) önce. Fincan daha açılmamışken bu kadar isabetli bir özeti nereden çıkarmıştı, diye düşünürken; “yüzündeki ifadeden belli” cevabı geldi. İnsan o andan sonra kahve falını da yüzünün okunmasını da istemediğini düşünerek hemen oradan kaçmaya çalışıyor. Bunun da gereksiz olduğunu ,ardından gelen, 2-3 dakika içinde anlayarak rahatlıyorsunuz.

İş konuları biraz daha sabır isteyen durumlar olarak karşıma çıkarken; aşk bu falda nasıl böyle göründü de beni karman çorman etti; inanın bilemiyorum. Falımdaki arabanın peşine düşmeyi yeğledim şu saatlerde. Düşlemesi ve umutlanması bile keyifli; insanın içine mutluluk veren şeyler anlatıldı o odada. Bir masalın güzel bir parçasıymışçasına insan kendisini farklı bir boyutun kollarına bırakıyordu.

Fal 10 dakika kadar sürerken; ardından gelen yarım saat kadar bayan ile sohbet etmek keyif vericiydi. Nereli olduğundan insanların bu gibi durumlar için neler düşündüklerine tutun da bu görünün ana ve babasından kendisine miras kalışına kadar pek çok konuda sohbet ettik. Arkadaşlık etmesi güzel biri, diye düşündüm.

Bir süre sohbet ettikten sonra tam odadan ayrılırken “şu an için psikiyatrist” gerekmediğini kendime söyleyerek çıktım. Dediğim gibi arabamın ne renk olacağına ve ne kadar hızlı gideceğine dair fikirler ile keyifliyim. 2009 Güzel gelecek; en azından içim şimdilik bir kehanet mi yoksa gelip geçici bir atış-tutuş falı mı olduğuna önem vermediğim düşünmesi eğlenceli heyecanlarla dolu.

Sayesinde çalışmaya daha bir şevkle sarıldığım kişiye teşekkürü borç bilirim. O da nice mutlu seneler ailesiyle, ağız tadı ile yaşasın.

Yorum yapın